Yeni teknolojiler, hayatı kolaylaştıran onca buluşa rağmen hepimizde eskiye bir özlem var. Bu özlemi kendimiz için değil çocuklarımız için yaşıyoruz aslında. Neden mi çünkü bizler çocukluğumuzu doyasıya ve tam bir çocuk olarak yaşadık, çamurla, taşla toprakla, iple oynardık yağmur, çamur demeden. Şimdi biz anne babalar, maddi olanaklarımız ölçüsünde çocuklarımıza en güzel oyuncakları ve  zeka geliştiren oyuncakları alıyoruz. Çocuklarımızı düşündüğümüz için onları kurstan kursa koşturuyoruz. Çocuk akademik olarak bir adım önde olsun diye çocuğun ne istediğini pek düşünmeden kararlar alıyoruz. Hangi çocuk akşama kadar doyasıya oyun oynamak istemez ki...
Çocuk sabah 8.00 gibi okula gidiyor, servis söz konusu ise bu saatler çok daha erken oluyor tabi ki, akşam 6 gibi okuldan geliyor. Yemeğini yedi, ödevini yaptı hop uyku saati geliyor. Oyun oynamaya ya da aile ile zaman geçirmeye zamanı yok. Oyun oynasa bu sefer de sabah uykusuzluktan günü kötü geçiyor. Hafta sonu sabahtan kurslar başlıyor. Şöyle düşünün ki bizim çocuklarımız gerçekten kirlenmek nedir bilmiyorlar...Parmak boyasıyla ya da yemek yerken kirlenen eller ya da kıyafetlerden daha fazlası olmuyor çoğu zaman...
Çocuklarımızın elinden çocukluğunu aldığımızın az çok farkındayız ama hırslı veliler ve eğitmenler ve de sistem sayesinde öyle bir rekabet ortamı var ki, istesek de istemesek de çocuğumuzu bu yarışın içine sokuyoruz. Ayy şunun çocuğu bunu öğrenmiş benimki de öğrenmeli mantığındayız daima.
Velhasıl bu dönemde çocuk olabilmek ya da çocuk kalabilmek çok zor.